Yazı Detayı
30 Aralık 2019 - Pazartesi 19:49
 
İnanılmaz bir başarı hikayesi
Lokman Özkul
 
 

Birçoğumuz imkanların kısıtlılılığından, şartların yeterli olmadığından, maddi kaynakların azlığından bahseder, yapmak istediklerimize mazeret ararız ve buluruz da. İmkansızlıklar içinde başarıya ulaşan bir ‘şef’ ten bahsedeceğim bu yazımda.  Şefler şimdi gündemde ya,  Masterchef adlı yarışma programıyla. Yarışma vs..  olmadan hatta para olmadan dünyanın en büyük şeflerinden  biri olan, Tokat Reşadiye’li Hüseyin Özer Şef’ten ve onun inanılmaz hikayesinden bahsetmeye başlayalım:

 

Hayatta pek çok başarı hikayesine tanıklık ediyoruz, imkansızlıklar içinde çocukluğunu geçirmiş bir insanın nasıl azmedip başarılı biri olduğunu hayranlıkla okuyup takdir ediyoruz çoğu zaman. İlk duyduğunda insana “Bu kadarı da gerçek olamaz!” diye düşündürten, filmlere konu olabilecek bir hikayesi var Hüseyin Özer’in. Peki her şeyden önce kimdir bu Hüseyin Özer?

...

Tokat Reşadiye doğumlu olan Özer'in annesi ve babası o çok küçükken ayrılmışlar. Bu ayrılık bir çocuk için yeterince üzücü bir olay değilmişçesine 7 yaşındayken babası tarafından evlatlıktan da reddedilmiş.

 

...

Annesinin babasına olan nefretinden dolayı onun telkinleriyle, babasını vurmak için kullanacağı silahı satın alacak parayı kazanması için annesi onu Ankara'ya çalışmaya göndermiş.

 

Hüseyin Özer’in hayatını değiştiren kilit olaylardan biri de bu olaydır. Annesinin bu öfke ve kin dolu isteğinin onun hayatını ne kadar değiştirdiğini kendisi söyler Özer.

“Ben küçüktüm ama Ankara büyük bir şehirdi...ve orada beni neyin beklediğini kestiremiyordum. Param ve kalacak yerim de yoktu. Otobüs bileti almak için 20 Lira borç almıştım. Bir süre Sıhhiye’deki bir umumi tuvalette yatıp kalktım. Tokat’ta istenmeyen, Ankara’da ise sokak çocuğu olmuştum...”

Bu esnada 11 yaşında olan ve çocuk diye hiç kimsenin işe almadığı Özer, Ulus'ta çakmaktaşı ve benzin satarak günde 75 kuruş kazanıyordu.

...

 

Kötülükler bırakmıyordu bir türlü peşini Özer’in, tarlalara ortak olmasın diye ağabeyi tarafından zehirli incirle öldürülmek  istendi. Ama işin ilginç kısmı ne biliyor musunuz? Katıldığı bir televizyon programında çocukluğunu anlatan Hüseyin Özer, tüm bunlardan söz ederken Çocukluğum güzel günlerdi.” diyor, gülümseyerek. Pek çok derin anlam yatıyor bana kalırsa bu cümlenin altında, hem fazlasıyla hüzün var hem de “Bugün ben, ben olabildiysem o günlerin bunda payı çok büyük.” demek istiyor belki de ünlü şef.

...

Hiçbir zaman kolay olmamıştı hayatı; ama o her zaman savaşmaya devam etmişti. İçindeki okuma özlemine sarılmış ve kitaplar almaya başlamıştı.

 

“Her çocuk gibi benim de hayallerim vardı. Okumak istiyordum. Yazı yazmayı, taşa ve duvara, kara değnekle yazarak öğrendim. Uzun bir süre keçi çobanlığı yaptım.” Diye bahseden  Özer, okula gidememenin içinde her zaman ukde olarak kaldığından da bahsediyor. İçindeki o coşkulu öğrenme tutkusuna rağmen ailesi onu okutmamıştı. Ama o okuma sevgisinden asla vazgeçmedi. Kitaplar alıp okumaya başladı.

...

İstanbul’a gitmeye karar verdi Özer, burada komi olarak çalışıp İngilizce öğrenmeye başladı. Askerliğini de tamamladıktan sonra Londra’ya gitmeye karar verdi.

 

İstanbul'da tanıştığı bir emekli albaydan haftada 2 gün İngilizce dersi alarak İngilizce öğrenen Özer, uçak bileti alacak parası olmadığından otobüsle günler süren bir yolculuk sonrası Londra’ya ulaştı.

Hayatının bu şehirde tamamen değişeceğinden habersizdi belki de, sadece içinden gelenleri yapıyordu, kalbinin sesini dinliyordu.

‘’Talebeler arasına karışıp, aldığım bir otobüs biletiyle Londra’ya geldim ve bir kebapçıda iş buldum. Londra’da ilk işlerimden biri de İngilizce kursuna yazılmak oldu. Bu arada kebapçıdaki bodrum katta yatıyordum. Kebapçı haftada bir gün kapalıydı. Alafranga tuvalette nasıl yıkanılırsa öyle yıkandım." diye anlatıyor Özer Londra’ya gelişindeki, ilk zamanları.

...

Ve tam 4 sene sonra Londra'daki ilk lokantasını açtı!

Bir kuruş parası olmadığı halde kendisini çok iyi yetiştirdiği için 4 sene sonra bir arkadaşının ona ortak olmasıyla Londra’da ilk lokantasını açtı. Bundan sonrası da özverili çalışması, müşterilerine olan misafirperverliği, diyetisyenlerle çalışıp yemeklerine fazlasıyla önem vermesi sayesinde onun için oldukça kolay oldu ve kısa zamanda çok hızlı bir büyüme kat etti.

...

 

Hüseyin Özer bugün, dünyanın en saygın Türk lokantasının ve restoran zincirinin sahibi ve dünyanın en başarılı 32 isminden biri. Bir başka tanımlamayla, 'İngiliz Kraliyet Ailesi’ne Türk yemeği yediren adam'. Kim derdi ki o terk edilmiş, tuvaletlerde yatan küçük çocuk bir gün tüm dünyaya adını duyuracak?

Geçmişinden bahsederken hiçbir zaman yüzünden gülümsemesini eksik etmeyen ünlü şef, insanın kendi değerine sahip çıkması gerektiğini de bizlere bir cümleyle anlatıyordu:

Ben kendime acımıyorum, ben insanlara acıyorum. Bana sahip çıkmadılar, beni kaybettiler.”

Bunun yanı sıra kendisi, Discovery Channel'ın "Dünyanın En Zengin İnsanları" belgeselinde yer alan 3 Türk isimden birisi oldu.

 

...

Peki o arsaya ne oldu?

 

Uğruna öldürülmeye çalışıldığı arsanın akıbetini merak edenler de vardır aranızda diye düşünüyorum. Yine kendine yakışır bir şeyler yapmış Hüseyin Özer bu konuda da! Küçük yaşta aldığı arsayı ilerleyen yaşlarına kadar muhafaza eden Özer, sonradan burayı sattı ve çocuk okutmak üzere Özer Foundation vakfını kurdu; ve hala orada öğrenci okutuyor!

...

Daima iyiliğin ve mutluluğun peşinden giden, doğru bildiği yoldan asla ayrılmayan ve pes etmek nedir bilmeyen, şu anda 66 yaşında olan ve geldiği yeri asla unutmayan Hüseyin Şef bu etkileyici hayat hikayesiyle birçoğumuzun kalbini fethetti. Umarız başarıları devam eder ve her zaman çok mutlu olur.

Hikayesinden dersler çıkarılması dileklerimle..

 

Lokman ÖZKUL

Eğitimci-Yazar

lokmanozkul@gmail.com

 
Etiketler: , , , İnanılmaz, bir, başarı, hikayesi,
Yorumlar
Haber Yazılımı